Serkan'ın sesi telefonda öfkeden titriyordu. “Sen bunu bana gerçekten yaptın mı?!” Telefonu kulağımdan biraz uzaklaştırdım. Üçüzlerden biri yine ağlamaya başlamıştı. Diğer ikisinin de birazdan ona katılacağı belliydi. “Sakin ol,” dedim. “Ne oldu?” “Ne mi oldu? Bavulumu açtım! Kıyafetlerimin yerine bebek bezleri, biberonlar, süt sağma poşetleri, pişik kremleri ve emzikler koymuşsun! Takım elbiselerim, şortlarım, mayolarım... Hiçbiri yok!” Haftalardır ilk kez içimden hafif bir gülümseme geçti. “Demek bavulunu açtın.” “Bunun komik olduğunu mu düşünüyorsun? Ben burada rezil oldum!” “Hayır Serkan,” dedim sakince. “Rezil olan sen değilsin. Sen sadece birkaç saatliğine benim hayatımdan küçük bir parçayla karşılaştın.” Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu. Sonra öfkeyle: (Haberin devamini görmek ve okumak için resmin üzerine tiklayarak diğer sayfaya geçiş yapiniz)
2 | 2
4e90da7c-dc70-4099-8c2e-78c813e4282e
“O kıyafetleri bana hemen kargolat.” “Bebeklerle mi? Üçüzleri arabaya koyup iki saat yol giderek kargoya mı gideyim?” Bu kez cevap veremedi. Devam ettim: “Sen dinlenmek için tatile gittin. Ben de düşündüm ki madem iki hafta boyunca bebekleri tamamen unutabileceğini sanıyorsun, yanında onların dünyasından birkaç şey olsun.” Telefon yüzüme kapandı. Ben ise hiçbir şey olmamış gibi üçüzlerimi beslemeye devam ettim. Serkan iki gün boyunca beni aramadı. Ne mesaj attı ne de özür diledi. Üçüncü gün kapı çaldı. Kapıyı açtığımda karşımda kayınvalidemle kayınpederimi gördüm. Şaşırmıştım. Kayınvalidem içeri girer girmez üçüzlerden birini kucağına aldı. “Bize her şeyi Serkan anlattı,” dedi. İçimden, Tabii, kendine göre anlatmıştır, diye geçirdim. Ama ardından söylediği şey beni şaşırttı. “Sonra biz senden de dinledik.” Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Kayınvalidem mutfağa doğru ilerlerken konuşmaya devam etti. “Bavulundaki bezleri görünce sana çok kızmış. Sonra otel odasında tek başına otururken bir şeyi fark etmiş.” Merakla ona baktım. “Küçücük bir bavula birkaç paket bez koyunca bile sinirlenmiş. Sen ise altı haftadır bunların yüz katını tek başına taşıyormuşsun.” Kayınpederim sessizce başını salladı. “Onu ilk kez bu kadar utanç içinde gördüm.” Yine de kolay kolay inanmadım. Çünkü söz vermek kolaydı. Asıl önemli olan davranışlardı. O akşam Serkan eve döndü. Tatili yarıda kesmişti. Elinde pahalı hediyeler, çiçekler ya da özür dilemek için hazırlanmış büyük bir sürpriz yoktu. Sadece sessizce yanıma geldi. “Konuşabilir miyiz?” “Bebekler uyuyunca.” Yaklaşık bir saat sonra salonda karşılıklı oturduk. Serkan uzun süre konuşmadı. Sonunda gözlerimin içine baktı. “Ben çok kötü bir eş olmuşum.” Hiçbir şey söylemedim. “Orada tek başıma otururken düşündüm. Sen altı haftadır doğru düzgün uyumuyorsun. Üç bebeğin bütün sorumluluğu senin üzerinde. Ben ise birkaç gün rahat etmek için senden ve çocuklarımdan kaçmışım.” Başını öne eğdi. “Utanıyorum.” “Utanman güzel,” dedim. “Ama tek başına hiçbir şeyi değiştirmiyor.” Haklı olduğumu biliyordu. “Ne yapmam gerekiyorsa yapacağım.” Başımı iki yana salladım. “Bana söz verme.” Şaşkınlıkla baktı. “Ne istiyorsun?” “Kanıt.” Ertesi sabah saat altıda bebeklerden biri ağlamaya başladı. Eskiden olsa Serkan yastığını başına çeker, birkaç dakika daha uyumaya çalışırdı. Bu kez yataktan ilk kalkan o oldu. Bebeğin altını değiştirdi. Biberonunu hazırladı. Ardından diğer bebeği de sakinleştirmeye çalıştı. İlk gün çok zorlandı. İkinci gün biraz daha iyiydi. Bir hafta sonra üçüzleri aynı anda uyutmayı bile öğrenmişti. Gece nöbetlerini paylaşmaya başladık. Ben ilk kez aylar sonra beş saat boyunca kesintisiz uyudum. Sabah uyandığımda gözyaşlarımı tutamadım. Bu kez yorgunluktan değil. İlk defa gerçekten yalnız olmadığımı hissettiğim için. Aylar geçti. Serkan'ın değişimi artık sadece sözlerden ibaret değildi. İşten geldiğinde önce çocukların yanına gidiyordu. Bazen ben daha söylemeden biberonlarını hazırlıyordu. Gece ağlayan bebeği kucağına alıp evin içinde dolaşıyor, ben uyumaya devam edeyim diye kapıyı sessizce kapatıyordu. Bir akşam işten geldiğinde doğruca mutfağa girdi. “Sen otur,” dedi. “Ne yapıyorsun?” “Yemek yapacağım.” Sonra çocukları yıkadı. Ben ise bütün bunları sessizce izledim. Bir zamanlar üçüzlerle tek başıma kalıp çaresiz hissettiğim günleri hatırladım. Serkan yanıma oturdu. “O bavula bez koyman hayatımda aldığım en ağır ders oldu.” Gülümsedim. “Aslında bavula sadece bez koymadım.” Kaşlarını kaldırdı. “Ne demek?” Tavan arasına çıktım ve eski bavulu indirdim. İçinden katlanmış bir kâğıt çıkardım. “Bunu da koymuştum.” Serkan kâğıdı açtı. Okumaya başladı. Mektupta şunlar yazıyordu: “Eğer bunu okuyorsan, sonunda bavulunu tamamen boşaltmışsın demektir. Keşke evliliğimizde de sorumluluklarını böyle tek tek çıkarıp önüne koyabilseydin. Ben senden mükemmel bir baba olmanı hiç istemedim. Sadece çocuklarını benim kadar sahiplenmeni istedim. Eğer bunu yapamayacaksan, bu tatilden döndüğünde seni bekleyen tek şey boş bir ev olacak.” Mektubu bitirdiğinde gözleri dolmuştu. Sessizce bana baktı. “Gerçekten gitmeyi düşünüyordun.” Bir süre sustum. “Hayır,” dedim. “Ama ilk kez kendimi ve çocuklarımı seçmeye hazırdım.” Serkan başını öne eğdi. Sonra yanıma gelip bana sarıldı. Yıllar geçti. Üçüzlerimiz büyüdü. Ama o eski bavul hâlâ evimizin tavan arasında duruyordu. İçinde pahalı kıyafetler, tatil hatıraları ya da fotoğraflar yoktu. Sadece eski bir paket bebek bezi, boş bir biberon ve yıllar önce yazdığım o mektup vardı. Çocuklarımız bir gün bavulun neden saklandığını sorduklarında Serkan her zaman aynı cevabı veriyordu: “Çünkü bu bavul bana baba olmanın sadece çocuk sahibi olmak olmadığını öğretti.” Sonra üçüzlerimize bakıyordu. “Baba olmak, en zor günlerde eşinin yükünü omuzlamak ve çocuklarının yanında olmaktır.” Ben de her seferinde sessizce gülümsüyordum. Çünkü bazen bir insanı değiştiren şey büyük kavgalar ya da ağır sözler değil... Kendi yaptığı hatanın yükünü ilk kez gerçekten omuzlarında hissetmesidir.